Cem's profile~~~~CeeMCeeM~~~~PhotosBlogListsMore Tools Help

Blog


    June 26

    ORİGAMİ [program yoluyla origami öğrenin]

     
    Paper Folding 3D ile kağıt katlama sanatını kolayca öğrenin.
    Serial mevcuttur.
     ada****(([
     
     
     
     
     
     
     
     
     
     
     
     

    RESİMLERİNİZİ YAZIYA ÇEVİRİN

     

    Resimleri yazıya çevirebileceğiniz kurulum gerektirmeyen bir program... [Fena sayılmaz ]
     
     
     

    TELEFON ŞAKASI YAPMA PROGRAMI

     
    150 tane hazır ses bulunan bu program ile arkadaşlarınıza telefon şakaları yapabilirsiniz.
    Ayrıca kendi ses dosyalarınızı da ekleyebilirsiniz...

     

    İNDİRMEK İÇİN

    KARAFUN [KARAOKE UYGULAMASI]

    KaraFun dahili editörü olan başarılı bir Karaoke uygulaması. İster dahili medya oynatıcı ile karaoke eğlencesi yaşayabiliyor, isterseniz kendi şarkılarınızı karaoke versiyonlarına dönüştürebiliyorsunuz. Şarkı sözlerini yazabilirsiniz. Hazırladığınız karaokeleri video dosyasına çevirebilirsiniz. KaraFun dahili editörü olan başarılı bir Karaoke uygulaması.
     

    Aöf 2003-2007 yılları arasında çıkmış bütünleme sınavı soru ve cevapları

    Anadolu Üniversitesi ( Aöf ) 2003-2007 yılları arasında çıkmış İşletme bölümü III sınıf  bütünleme sınavı soru ve cevapları...üçüncü sınıf soru ve cavapları için --->
     
    June 25

    Classicals With Oriental [2009]

    İçindekiler

    01. Turkish Marsh
    02. Wedding Marsh
    03. Eine Kleine Music
    04. II. Pre Concerto
    05. Vienna In C
    06. 40. Symphony
    07. Anniversary Waltz
    08. Ode To Joy
    09. Fur Elise
    10. Four Seasons Summer
     
     

    Annesinden Bir Tanesine Ninniler

     

    Dandini Dandini Dastana
    Atem Tutem
    Asmaya Kurdum Salıncak
    Uyu Yavrum Sabah Oluyor
    Alma Attım
    Çamlıbelden Çıktım Yayan
    Yaylaların Yoğurdu
    Kırmızı Gül
    Fış Fış Kayıkçı
    Hu Hu Hu Allah
    Elmalıdan Çıktım
    Uyusun Da Büyüsün
    Eledim Eledim

    İndirmek İçin

     

    June 15

    Araştırma !

    Arkadaslar bugün bir araştırma yapmaya başlıyorum... Bu araştırmanın sonucu olarak toplumların hayatlarını buyuk olcude etkıleyen olaylara neden kayıtsız kaldığını ve bunun nasıl aşılacağını , toplumların nasıl harekete geçirileceği hakkında bilgiler toplamayı düşünüyorum. Bu doğrultuda çeşitli kaynaklardan bilgiler toplayıp ilgilenen arkadaslarla paylasmak,ilgilenen kişilerin bilgi birikimlerinden yararlanmak ve tartışmak için burda paylaşacağım...
    Düşüncelerim ve bu doğrultuda geçen bir konuşma ...

    Dry---Peki bu yazı çözum olıcakmı ne dersın bazı şeylere?
    Cm- bilmem kımse ıcın yapmıyorm bunu
     sadece merak edıyorm
     10 yıl sonra susuzluk sorunu cıkacak ve
     dünya savasları baslıcak
     daha kucultursek
     ulkemızde o denlı seyler oluyorkı
     sankı bız kurtulus savasını bosuna yapmıssız gıbı
     ıstıla donemınden farkı yok
     ınsanlar bı ekmege muhtac
     ama kımsede tık yok
     ve ınsanlar hallerınden sıkayetcı deıl
    Dry--- pekı bunları başlık başlık ayıracakmısın mesela su sorunu mayın sorunu
    Cm- sadece bunları ogrenebılmek yeterlı baskalarına yardımcı olmak deıl
    sorunlar kucuk bı pencere bence  ama gerıde daha buyuk sorunlar var
      ınsanlar sorumluluklarını hep baskalarına yukluyolar
     ve karsılarına cıkan sorunlar karsısında
     hıcbır tavırda bulunmuyorlar ama putlastırdıkları seyler ıcın bır savas baslatabılecek
     durumdalar  yanı soyle anlatım  bı at gozlugumuz var sadece Ataturk adını koruyoruz
    yada ne bılım Marşımızı  yada vatanımızı dıyorz
     ama onların ne dusunduklerı ne yaptıkları umrumuzda deıl
    ya ne bılm bana sacma gelıyor evet cok onemlıler canımızı kanımızı vermelıyız
     onlar ıcın ama
     devamı da olmalı ...
     ulke dısına cıkarsak ... cıddı manada bı su sorunumuz var kuresel
    ısınma ama hangımız ne yapıyorzarabamızdan mı vazgecıyorz ?
     hayır!
     yada ne bılım her gun parfumumuzden mı kısıyorz ?hayır  !
     cevremızımı koruyorz ? hayır!
     Lafa gelınce hepımz sormluluk sahıbıyiz ama
     hiçbirimiz kılımızı kıpırdatmıyoruz...
     

     
     Toplumun duyarsızlığını anlıyabilmek için önce toplum psikolojisinin neye bağlı olduğunu,nasıl geliştiğini araştırmam gerektiğini düşünüyorum ...Bu doğrultuda;
     

    Sigmund Freud – Toplum – Kültür – Din Felsefesi ' kitabından alıntı

    Freud’un toplum psikolojisi üzerine yazıları 1921′de yayımlanan Kitle Psikolojisi ve Ben Analizi ile devam etti. Burada Freud, özerk bir toplum güdüsünü reddeden bir sosyoloji taslağı öneriyor ve toplumsallık güdüsü yerine libido kuramını öne sürüyordu. Söz konusu çalışmasında Le Bon, MacDougall ve Trotter’in kuramlarını tartışmaktaydı. Ona göre Le Bon’un kitle kuramı önderin gücünün gizini açıklayamıyordu. Kendisi libidonun bireyi öndere bağladığını ve onu bütün bireyselliğini bırakmaya yönlendirdiğini ileri sürüyordu. Geçici, örgütsüz kitlelerin yanı sıra dayanıklı ve yapay olan kitleler de vardı. Bunların örnekleri kilise ve orduydu. Burada bireyin öndere olan bağı bir sevgi bağıydı ve önderin de kendisini sevdiği aldanışıyla bu bağ güçlenmekteydi. Bireyler kendilerini önderle özdeşleştiriyorlar ve böylelikle ortak kimlikleriyle birbirlerine bağlanıyorlardı. Libidonun bu belirtileri daha temelde olan bir şeyi örtmekteydi. Bu örtülmekte olan da saldırgan dürtülerdi. Grup çöktüğünde saldırganlık şiddet boşalımları şeklinde ortaya çıkmaktaydı. Ya da güvenin yitimi panik biçimini alan bir kaygıya yol açıyordu. Bireyleri gerçekten birbirine bağlayan, temeldeki imrenme ve saldırganlık duygularıydı. Popüler bir şarkıcı bir genç kız sürüsünü kendine çektiğinde, bu kızları birbirlerinin saçını başını yolmaktan alıkoyan tek şey, onların o genç adama karşı ortaklaşa duydukları hayranlıktı. “Sosyal duygular böylece önceden düşmanca olan duygunun, özdeşleşme niteliğinde olumlu bir yapışmasına dayanmaktadır… bütün bireyler hem eşit olmak, hem de bir kişi tarafından yönetilmek istemektedirler.” Freud’un bu sonucu, Hobbes’un toplumun kökenine ilişkin kuramından pek de farklı değildi. Thomas Hobbes’un 1651′de kaleme almış olduğu Leviathan, Freud’un aynı düşünce sürecinde daha ileride de izlenebilecektir.
     Ayrıca Freud her zaman toplum, uygarlık ve dinin ancak bireyden yola çıkılarak ele alınabileceğini savunmuştur. Freud felsefi bir sistem oluşturmaya pek uğraşmamıştır; ama bu yapıtlarıyla tekil bilimsel verilerin insanlığın toplumsal, kültürel ve dinsel davranışlarının açıklamasına kolayca taşınabileceği ve aktarılabileceğine inancını göstermektedir.
                                  Bknz: http://www.sevgiadasi.com/sigmund-freud-toplum-kultur-din-felsefesi/

        Büyük bir merakla ve istekle başladığım araştırmamda kaynak bulmada zorlandığımı farkettim.Bu konu özellikle Türkçe sitelerin yetersizliği ve popüler kültüre hizmet etmesi beni üzdü ...
     Bulgularım Toplum psikolojisinin önemli olduğunu ama şu anda sorularımı cevaplamak için yanlış bir başlangıç olduğunu düşündürmeye başladı.Sonuç olarak toplumu oluşturan bireylerdi.Öncelikle bireylerin topluma etkisi ve bireylerin karşılaştıkları toplum anlayışının nasıl biçimlendiğini araştırmak en doğru yol olacaktı ...Bu doğrultuda bulduğum kaynaktan aynen aktarıp ve gözüme çarpan yerleri belirtmek en doğrusu olacak...
     

    Benlik – Kişilik – Kimlik Nedir – Kişiliğin Oluşumu

    Benlik (self), aslında insan zihninin sosyal tecrübelerle formlanan ve potansiyel haldeki yapısal bütünlüğüdür. Kimlik ise, sosyal olarak şekillenmiş bu potansiyelin iradî bir kararlılıkla dışa yansıyan halidir.[1] Fizikî çevre, sağlık şartları, biyolojik miras gibi diğer faktörlerin yanı sıra, tüm sosyal faktörler, benliğin oluşumuna katılırlar. Bunların yanı sıra gurup tecrübesi ve ferdîn kendine has olan tecrübesi de kişiliğin gelişmesini devam ettirir.[2]

    Benliğin gelişmesi süreci, sosyal hayata paralel olarak, ferdîn tüm hayatı boyunca devam etmektedir. Bu açıdan değerlendirince, benliğin esasında, sosyal faktörlerin sürekli işlendiği ve neticede davranış biçimlerinin oluşturulduğu bir alan olduğu söylenebilir. Benliğin algılanması müşahede ve yansıma yoluyla olmaktadır. Kişi kendini diğer insanların gözleriyle görüp, benliğini onların kendisine olan tepki, tutum ve davranışlarından çıkardığı sonuçla algılar ve bunlar, kendini – algılama (self – perception) yoluyla fert tarafından yorumlanarak belli bir kimlik yaratılır. Böylece rol veya kimliği “kişinin bir sosyal durumda veya sosyal rolde obje olarak benliğe yüklediği [şuurlu] anlamlar olarak görebiliriz”[3].

    Bu noktada bir problem ortaya çıkmaktadır. Acaba fert, toplumun ona karşı olan düşünce ve davranışlarını olduğu gibi alarak benliğini oluşturmakta mıdır, yoksa belli bir düşünce ve yorum süzgecinden geçirmekte midir? İlk olarak, mutlaka belli bir yargılama sürecinin var olduğu ileri sürülebilir. Ancak, fertteki bu değerlendirme süreci de zaten toplum tarafından daha önceden terkip edilmiş olan öğeler kullanılarak işletilmektedir. Ferdîn, toplumda belirlenmiş olan sosyal normların, ve dolayısıyla benliğinin dışında, objektif (benliğinde mevcut olmayan unsurlarla) bir değerleme yapması beklenemez. Bu durumda, ferdîn kendi varlığını anlamlandırmasının, ona bir isim veya kimlik vermesinin toplumsal normlara bağlı olduğunu söyleyebiliriz.

    Kimlik ve kişilik kavramları çoğu yerde eşanlamlı kullanılabileceği gibi, analizimizde kapsam bakımından bazı anlam farklılıkları vurgulanmaktadır. Kimlikte esas olarak dışa karşı yansıtılan belli bir cephe, bir tür tutum söz konusudur. Kimlik, daha ziyade topluma dönük sosyal bir veçhedir. Kişilik, iç dünya ile ilgili psikolojik bir veçhedir. Kişilikte benliği meydana getiren temel öğeler esastır. Kimlik, bir tür planlanmış davranış veya yüklenilmiş rol olduğundan, alternatiflerden bir diğeri tercih edilebilir, herhangi bir sosyal durumda bir başka kimlik sergilenebilir. Kişilik ise, psikolojik bir hâl olduğundan, iradî olarak bir diğer alternatif ile kolaylıkla değiştirilemez. Serde dilen kimliği değiştirmek, düzenlemek veya başka tür bir ayarlama yapmak temelde ferdîn kontrolü altındadır. Burada söz konusu sosyal durumun veya çevre şartlarının yön veren belirleyiciliğine ve uyarıcılığına da ayrıca dikkat edilmelidir. Bu farklılık sergilenen tutum ve davranışlarda izlenebilir. Ancak kimlik olarak ifade edilen öğeler aslında kişilik temellerinden kaynaklandığından, bağımsız değildirler. Yani ferdîn çok fazla bir seçeneği yoktur. İşte bu kısmî ve sınırlı saha, daha başlangıçta kişilik alanının unsurlarını oluşturur. Böylece kişilik, öğrenilmiş olan sosyal bilgilerle ve bunların yerleşikliğinin, ve birbirleriyle olan ilişkilerinin, güçlülüğü ölçüsünde hâkimdir. Öğrenilen değişik bir bilginin zihindeki mevcut şahsiyeti ve kimliği oluşturan sistemi değiştirebilmesi için çok güçlü ve önemli olması gerekir.

    Benlik ve kimlik kavramlarının analizleri pek çok perspektif tarafından ana tema olarak ele alınmıştır. Bunlardan ikisi, sosyal psikolojik ve yapısal perspektifler, birbirini tamamlamaktadırlar. Sosyal psikoloji, benliğin değişken, yenilenen özelliklerini; yapısalcı ekol ise devamlılık ve tekrar edici özelliklerini vurgulamaktadırlar. Benlik, uzun süredir sosyal psikolojideki sembolik etkileşimci (symbolic interactionist) yaklaşımın merkezi teması olmasına rağmen bunu doğrudan ampirik araştırmada kullanan çok az şey yapılmıştır. Netice itibariyle henüz benliğin amaca göre düzenlenmiş fenomeninin sınıflanmasıyla ilgili fikir birliği sağlanamamıştır.

    ***Bu eksiklik bilgi sosyolojisinde de vardır. Bilgi sosyolojisinde özellikle yaygın kimlik tipinin nasıl ortaya çıktığı araştırmalıdır. Bu konu, teknolojinin büyük ölçüde etkinliğinin söz konusu olduğu çağımızda ayrı bir önem taşımaktadır. Çünkü, bilgi bu araçlar vasıtasıyla kasıtlı olarak bazı amaçlar doğrultusunda şekillendirilmektedir. Başka bir deyişle, siyasî ve iktisadî odaklar bilgiyi belirlemektedirler. Muhtelif bilgi yayılış kanalları kontrol edilerek bir yandan mevcut kültür ve kimlik özellikleri ortadan kaldırılmakta, diğer yandan meydana gelen boşluk yukarıda sözü edilen odakların amaçlarına uygun olarak doldurulmaktadır. Kültürel kaynaklarla olan ilişkiler koparılarak kültürsüzleştirilen ve kimliksizleştirilen kesimler, popüler kültür, kültürel çoğulculu gibi kavramlar çerçevesinde yabancılaştırılmaktadırlar.

    Bilinç: Bir şeyin basit anlamıyla bilinmesi halidir. Anlam boyutu diğer şeylerle olan basit farklara dayalıdır. Şu anda saatin üç olduğunu bilmek buna bir örnek teşkil eder. Şuur: Söz konusu bilginin nasıl değerlendirileceğinin ve işleneceğinin de bilinmesi seviyesidir. Bilginin sübjektif anlamları değerlendirmeye tâbi tutulur. Daha geniş bir çerçevede mevcut bilgiye özel anlamlar yüklenmeye başlar. Bu durumda durağanlıktan çıkış ve hareketlilik hali söz konusudur. Saatin üç olduğunu bilmek aynı zamanda belli bir zamanda ve mekanda olunduğunu da hissettiriyorsa bu bir şuur seviyesidir.
    İrade: İşlemden geçmiş anlamlı bilginin hâkim olarak fiil ve sonuca ulaşması halidir. Bu zamana ve mekâna bağlı olarak bir değerlendirme yapmak ve harekete geçerek bilgi neticesi bir fiili sonuca ulaştırmak bilgide şuur seviyesidir. Mevcut bilgi bir tür kontrol gücü oluşturmaktadır. Saat üçte belli bir işin yapılması, bir amacın gerçekleştirilmesi gibi.

    Dipnotlar

    [1] Bilinç, şuûr ve İrade kavramları genellikle aynı anlamları ifade etmelerine rağmen, bir sosyal normun kimlik öğesi olarak yansıtılması sürecini işaret etmek amacıyla farklı anlamlar yüklenerek ele alınmaktadır.

    [2] Â. Kurtkan Bilgiseven, Genel Sosyoloji: Kavramlar-Nazariyeler Bünye (Türkiyede Sosyal Tabakalaşma) Değişme ve Sosyal Gelişme. İstanbul, 1982, s. 151.

    [3] Peter Burke ve Judy C. Tully, “The Measurement of Role Identity”, Social Forces, Vol. 55, (June 1977: 881-97), s. 883.

                                   Bknz : http://www.sevgiadasi.com/benlik-kisilik-kimlik-nedir-kisiligin-olusumu/
     
     Özellikle bu yazıda kırmızıyla belirttiğim yer çoğunlukta hepimizin bildiği, yani bilincinde olduğumuz ama garip bir şekilde şuur ve irade kavramından yoksun olduğumuz bir bölümü belirtiyor.Aslında bu yazı, toplumumuzda ve dünyada çoğunlukta neyin eksik olduğunu açıklamaktadır.Hepimiz genel olarak herşeyin farkindayız, bilincindeyiz yalnız bu durum gelişme göstermemekte yani toplumları bilinçli ama şuursuz ve iradesiz birer çoğunluk haline getirmektedir.

     Dün Doğan Cüceloğlunun Korku Kültürü adlı kitabını okumaya koyuldum ve bu araştırmaya destek olacağını düşündüğüm bi bölümünü yayınlıyacağım..

    MARTIN SELİGMAN'IN YAPTIĞI BİR DENEY

       Martin Seligman adında bir psikolog, "öğrenilmiş çaresizlik acizlik" diye bir kavram üzerinde otuz yılı aşkın incelemeler yaptı.Şimdi bu kavramın tartışmasına girmek istemiyorum ama 'bir anlamda öyle' derken, Türk insanının çocukluktan itibaren acizlestirildiğini ve yetişkin hale geldiğinde,değil parkın kirliliği gibi toplumsal sorunların çözümü , meslek seçmekten bile aciz olduğunu söylemek istiyorum.
        Martin Seligman'ın yaptığı klasik bir deneyden söz edeyim.Üç grup köpek alınıyor.Bu gruplara A,B ve C diyelim.Agrubundaki köpekler, tabanı ızgara biçiminde tellerden oluşmus bir deney odasına konuyor ve orada ayakta duruyorlar.Bu ızgaraya ölümcül olmayan ama köpeğe acı verecek miktarda elektirik şoku veriliyor.Köpekler şoku yiyince canları yanıyor ve hemen odadan kaçacak bir yer arıyorlar.Odada, bir mandala basınca açılacak bir kapı sistemi var.Şok verilen köpekler odadan nasıl çıkacağını hızla öğreniyor ve diğer denemelerde şok verilirken kapıyı beraber açıp kaçıyorlar.
        A grupbu şoktan kurtulmanın yolunu öğreniyor.B grubundakilere de şok verilioyr.Köpekler havlıyor,kıvranıyor,kapı mandalına basıyor, kapıyı tırmalıyor ama kapı kilitli olduğu için açılmıyor .ŞOk belirlenen süreye kadar devam ediyor ve sonra diniyor.Bu gruptaki köpekler şok sırasında titremeye,mesanelerini ve bağırsaklarını kontrol edememeye başlıyor.Bir sure sonra kaçmaya dahi teşebbüs etmiyor.Bu aşamada üçüncü deney başlıyor.
       Tabanı ızgaralı,üzerinden rahatlıkla zıplayarak kaçabilecekleri bir çitle çevrilmiş bir mekana konan A grubundaki köpekler açılacak bir kapı arıyor,çitleri tırmalıyor,ama açacak kapı bulamayınca hoplayarak kendilerini dışarı atıyor.
        B grubundaki köpekler şok verilince titriyor,inliyor, idrarlarını yapıyor,dışkılıyor ama çitten dışarı atlamak akıllarına gelmiyor.
        C grubundaki köpeklerede şok verilir verilmez çitten dışarı atlıyorlar , A grubundaki gibi çıkacak kapı falan aramıyorlar.
    A grubundakiler kurtulma yolunu öğrenirken , B grubundakiler, hiçbir şey yapamayacaklarını öğreniyorlar.İşte Martin Seligman bu duruma 'öğrenilmiş acizlik' diyor.


    --------

        Pirelerle yapılan deneyde, doğal olarak 75 cm yüksekliğe sıçrayan pireler, boyu 40 cm olan cam tüplere konulmuş  ve tüplerin ağzına kapak konmuş, Pire bir saat sonra tüpten çıkarıldığında en fazla 40 cm sıçramaya başlamış.

        Türk insanı doğumdan itibaren ailede , okulda,toplumda,devletle ilişkisinde sürekli bir acizliği öğrenme sürecinde.O nedenle, başka bir toplumda sıradan bir vatandaşın kolayca ve rahatlıkla düşünüp yapacağı bir şeyi,benim vatandaşım çözme çabasına girmek yerine 'kaderi' kabul edip onunla yaşıyor.


    June 13

    Nerde Hayallerimiz ???

    Nerde Hayallerimiz ???


    Tesadüfen yaşıyoruz
                       bu hayatta
    Hiçbirimiz kendimiz seçmiyoruz
                               hayatımızı
    önümüze ne gelirse
         onu yaşıyoruz
     ve
      bize ne söylenirse
                onu kabulleniyoruz
    Hiçbirimiz karşı çıkmıyoruz
            bu düzene

    Herkes gitmek derdinde
       Kalıpta bu düzeni değiştirmek isteyen yok
     
    Gidenler tesadüflüklerinide
                   yanlarında götürüyorlar
    Kalanlarında tek yapabildigi
               tesadüfen yaşamak ve dert yanmak
                    Başka bildiğimiz bir şey yok zaten
             Başka bir şey öğretilmemiş hiçbirimize

    Hoş hiçbirimizinde
              öğrenmek gibi bir niyetide yok ya
                 ...
       Ya çocuklarım diyorum
    Onlardamı tesadüflükleriyle yaşıyacaklar
      Aralarından eline kağıdı kalemi alıp
            Hayal kurabilen olacakmı
                                       acaba
              ...


    Gerçekten ,
      hayallerimizi
           ne zaman kaybettik biz
    Ne zaman alındı elimizden
                          kağıdımız kalemimiz
     kurdugumuz hayalleri
                sahiplenebilsek
            Değiştirebilirdik belki bu düzeni
     Bizim kurduğumuz hayallerimiz
             acaba nereye kaybolmuşlardı
                 ...

     Hakkaten yoksa bize bırakmamışlarmıydı
           yetmişlerdeki amcalar ;
                  
    Bizler savunmuyacakmıydık bu vatanı
       Heeey, siz yetmişlerin
               evlatları
      Annem ,
          Babam ,
             Amcam ,
    Nerde bizim hayat kalemimiz
        Nerde
          .  .  .

    Korkudan itiraz etme hakkını kullanamayan  ve itiraz etmeyi evlatlarına öğretmeyen, kendi korkaklıklarını çocuklarına asılayan ve bizlerin hayat kalemlerimizi kendileri kıran yetmişlerin evlatlarına ...


                                                                                                CeeMCeeM
                                                                                              09,06,09 - 16.50

    June 11

    Resmi belgeler icin bos yere ucret odemeyin!!!


    Devlet dairelerinde ücretsiz olan, ancak noterden para karşığılında alınan belgelerin başında muvafakatname, dernek defterlerini tasdiklettirme işlemi, kira sözleşmesi ve tapu evrakları geliyor.

    Muhtarlıklardan 3,5 liraya alınan ikametgâh ve nüfus cüzdanı sureti de il nüfus müdürlüklerinde ücretsiz veriliyor.

     

    Hürriyet gazetesinin haberine göre, yurtdışına 18 yaşından küçük çocuğuyla seyahate çıkacakların eşinden 'çocuğu için veliden izin alınmıştır' anlamı taşıyan 'muvafakatname' alması gerekiyor. Noterde 40-50 TL'ye verilen bu belge, emniyet müdürlüklerinde ücretsiz. Yetkililer, birçok vatandaşın bu belgenin emniyette verildiğini bilmediğini dile getirirken, bazı kişilerin de emniyette sıra beklememek için noteri tercih ettiğini aktarıyor.

     

    Sivil toplum kuruluşları ve derneklerin, faaliyetlerini not aldıkları defterlerini resmi nitelik kazandırmak için tasdik ettirmesi gerekiyor. Ancak birçok kuruluş, bu defterlerin il dernekler müdürlüğünde ücretsiz tasdik ettirildiğinden haberi olmadığı için notere giderek gereksiz masraf ediyor. Taraflar arasında yapılan kira sözleşmelerini notere tasdik ettirmek de hukuki anlamda hiçbir şeyi değiştirmiyor. Tapu sözleşmeleri için de aynı durum geçerli.

     

    Bürokrasiyi azaltmak için getirilen e-devlet projesiyle muhtarlıklardan alınan ikametgâh ve nüfus cüzdanı sureti nüfus müdürlüklerinde de verilmeyle başlandı. Üstelik ücretsiz. 

     

     

    http://www.hurriyet .com.tr/gundem/ 11843849. asp?gid=229

    May 30

    Yüreğimdeki senli izleri siliyorum bir bir..

     

    Yüreğimdeki senli izleri siliyorum bir bir..
    Bu kez oldu, bitti derken..
    Lekesi Takılıyor gözlerime senden kalanların...

    -Senden başka hiç kimseyi...
    -Sus..!

    -Seni çok özledim desem?
    -Deme..! Nolur..

    Cama yansıyan yüzümü bir bir dövüyor yağmur damlaları..
    Esen fırtına yüzüme çarpıyor tokat gibi..
    Tebessümüm öksüz kalıyor,camda asılı..

    -Sana bir kez gülümsesem?
    -Canım acır,dayanamam. .!

    Soğuğa direnen bir yaprak gibi savrulurdun, kırılgandın. .
    Düş dalından,savrul rüzgarınla bir tarafa..
    Bitsin artık..
    Ama Sallanıp durma,yeter. ..

    -Tüm kırılganlığınla bana gel desem?
    -Korkuyorum. .!

    Geceye eş değer siyah şiirlerim mahzun ..
    Sayfalarımın isinde senli Lekeler..
    Bu kez oldu diyorum,bu kez silmeliyim diyorum..
    Ağzı bantlı haykırışlarım isyan ediyor..

    "Duymadığın kadar varım..
    Görmediğin kadar yakınındayım bu kez..."

    -Gitmeliyim artık desem?
    -DUR..!

    Artık çok geç..Gitmeliyim. ...!

    Bu gece;
    Dilimin ucunda asılı kalan son çırpınışlarım da heba oldu uğruna

     

     *** alıntı ***


    May 10

    diyemedikLerim.../yaLnizLik


    Yalnızlık ‘’ağır’’ bir yüktür…

    Soğuktur…
    Suratsızdır…
    Kendine aşıktır…
    Bencildir…

    Sen o’na sarılırsın
    ‘’O’’ seni küçümser…

    Haksız da değildir esasında…


    Bilir ki çaresizsindir…
    Yorgunsundur…
    Ve o’na muhtaçsındır…

    -Ama…
    -Şşşş susssssssss!
    -Konuşmanın ne yeri ne de zamanı kalbim… Sadece dinle… Dinle ki anla… Anla ki ağlama!


    Koşulsuzdur ‘’yalnızlık’’…


    Sen istesen de istemesen de ‘’o’’ hep vardır
    Ve gitmeyen/yitmeyen tek duygudur…

    bu oyunda ne sen ne de o suçlu makamındadır…


    Madem suskun ruhundan arta kalan kırık dökük sesler yalnızlığa düşmüştür
    Alıp götürdüklerini ‘’hiç’’ saymak yapabileceğin en onurlu davranıştır…

    -Al senin olsun varlığım…
    -İncitme kırma…
    -Ve hep yanımda kal… Sende gitme… Ne olur…


    Zafer ‘’her zaman’’ o’nundur…


    Dedim ya;
    ‘’Sen istesen de istemesen de…’’

    Yalnızlığın kalıcı tek yanındır…

    - Saat gece yarısını çoktan geçti… Sessizlik çöktü içime ansızın…
    - Güldüm… Düşündüm…
    - İyi ki ‘’o’’ var…


    Sessiz…
    Yorgun…
    Uzun bir gecenin çığlığına ‘’merhaba’’…
    ‘’Hoşça kal’’ demek için öyle sus-pus ki gece
    L a l k e s i l d i m !

    Ne Zaman

    Ne Zaman !

    Ne zaman kaybettik çocuksu gülüşümüzü
    Ne zaman kaybettik umutlarımızı
    Ne zaman güneş doğmaz oldu bizim için
    Zaman hızla akıp giderken
    Daha yeni hayatımızın baharına girmişken
    Neden hersey siyah beyaza burundu
    Nerde kaldı
       Çoğunlukta güldüğümüz günler
    Ne zaman büyüdük biz
    Ne zaman rüzgarlar alıp götürdü saflığımızı
    Ne zaman masmavi gökyüzümüz
           Kara bulutlarla kaplandı
                            O küçücük dünyamız
        Ne zaman elimizden kayıp gitti
    Ne zaman baskaları bizim için
                         Bizden daha iyi vermeye başladı
    Ne zaman kaybettik biz bu oyunu
     Ne zaman
    ....

                                                               CeeMCeeM - 10.05.09



    May 07

    Game Over ! Deneme :)

        Uzun zamandır bişeyler yazmak istiyordum ama bi türlü baslıyamıyordum.Gözlerimi kapadım ve aklımdan gecen ne varsa yazdım...Bi anlam aramayın yani :P Biraz küt oldu ama idare edin artık :):):)

         Bu gercekci olmayan düzenden nasıl kurtulacağız..Hepimizin tek rolu çalışıp üretmesi ve ürettiği ölçüde harcama yapması ...Ömrümüzde kayde değer baska bişey yok.Peki bizi bu sisteme zorlayan şey ne ...Belirli bi konumun dışındaki herkez bi piyon ve yaşantımız sadece bir oyun ...Bu kurgu içinde sadece insani duygularımızı yasamakta hürüz(!)  ki oda bu oyunu oynatanların izin verdigi olcude ve onların istekleri dogrultusunda ...
          Hic dikkat ettinizmi artık en basit olan duygumuzu gostermek icin pahalı pahalı hediyeler almak zorunda kalıyoruz..Bir cift sevgi sozcugu lafta herkes için kafi, ama gerçek hayatta değerli bir hediye almadıkça hiçbirimiz tatmin olmuyoruz.Bir evlilik teklifinde sınır, güzel ve lüks bir restorantta romantik bir yemek ve ardından tek taş pırlanta  ... Yada  anneler gününde anneye alınan bir beyaz eşya vs.... yada sevgililer gününde alınacak en basit bir çiçek olmamalı ...İnsan sevgisini ne zamandan beri baska değerler aldı ? Dünyada sevmekten baska değerli bişeyimiz kaldımı ki bunuda somutlaştırıyoruz  ve baska objeler üstünden gösteriyoruz.İnsanlar hiçbir zaman bugünki kadar birbirlerinden uzak olmadılar ...Hiçbir zaman insanlar bu kadar birbirlerinden korkmadılar.İçten bir sarılmanın , sıcak bir opucugun ve yürekten bi sarılmanın yerini ne tutabilirki...Bu kocaman duygu selinin yerini hangi obje doldurabilirki ...Sevdiginiz ve ozlediginiz birinin size sarılması ve opmesı kadar guzel baska bı hediye olabilir mi ..Onun hayatta olması ve halen sizinle olması yetmezmi o gününüzü kutlamaya ...
           Bugun insanlar birbiriyle tanısmak için onlarca siteye onlarca gruba üye oluyorlar .Peki neden ? Diğer insanlarla tanısmak belki aradıkları aşkı sevgiyi bulmak için ... Yüzlerce kilometre uzaktaki insanlarla tanışıyorlar .Yalan yanlış bilgiler üzerine karşıdaki insanlara güveniyorlar...Alışıyorlar, belki seviyorlar belkide aşık oluyorlar ... Sonra telefon işin içine giriyor tüm gün konusuyorlar teknolojinin marifetlerini sonuna kadar kullanıyorlar ...Sonucu, ya karşısındaki bir hayal ürünü çıkıyor yada hayat şartları, insani ihtiyaçlar çiftleri ayrılığa, mutsuzluğa itiyor...Ama bu ilişkide kazanan bir taraf oluyor.Bu kaybedişlerden bu mutsuzluklardan yüzü gülen bir taraf.Evet bu ilişkiler sadece bir noktaya yarıyor bence ...Bu  ilişkiyi ticari cıkarlar nedenıyle destekleyenlere...Düşüncelerim cokmu ucuk bilmiyorum ama herşey bir oyun gibi geliyor bana ...İnsanlar ticari cıkarlar nedeniyle harcamaya yönlendiriliyor...ve insanoğlu süt veren bir inek gibi sağılıyor...En basitinden bir siteye kaydolmamız bile onlarca lira kazandırmaya yetiyor onlara, yada yaptığımız konusmalar ,aldığımız hediyeler, kullandığımız araçlar sadece oyun sahipleri için işliyor...Bizler ömrümüz boyunca çalışıyoruz  ama yinede elimizde koskoca bir sıfır kalıyor...Peki neden bir insan yanıbaşında onlarca kız/erkek varken onlarca kilometre otedeki birini secer...Bu insanları yonlendirme degildirde nedir...Herkes aynı şeyi yapıyormuş gibi gosteriliyor bundan önceyde böyleymiş ve bundan sonrada boyle olacakmış gibi...Ve her geçen nesillerin onlerine sunulandan baska kabul edecekleri gercek kalmıyor...Ben bu oyunda kaybetmeyi tercih ediyorum..Peki ya siz ...

             En büyük hayalim.. Bir dag evine yerleşmek..Yanımda oyle çokfazla kimseye gerek yok ...Yeterince arkadas ve Bayan x olması yeterli...Sadık bir kopek ve  üretim yapabilecek kadar bahçesi olan bir ev... Sadece biz ...Kurallarını bizim yazdığımız bizim oyunumuz ...Ve doğa;  başka birşeye ihtiyacımIZ yok...

                                                                                                                                              CeeMCeeM - 07/05/09 20:07






    April 20

    Tek bir hareket....

    Japonya'da bir çocuk 10 yaslarindayken

    bir trafik kazasi geçirmis ve sol kolunu kaybetmis.

    Oysa çocugun büyük bir ideali varmis.

    Büyüyünce iyi bir judo ustasi olmak istiyormus.
    Sol kolunu kaybetmekle birlikte,

    bu hayali de yikilan çocugunun

    büyük bir depresyona girdigini gören babasi,

    Japonya'nin ünlü bir Judo ustasina gidip yapilacak
    bir seyin olup olmadigini sormus..


    Hoca: Getir çocugu .bir bakalim, demis.
    Ertesi gün baba-ogul varmislar hocanin yanina..

    Hoca çocugu süzmüs ve:
    Tamam demis..yarin esyalarini getir,

    çalismalara basliyoruz.

    Ertesi gün çocuk geldiginde hocasi ona

    bir hareket göstermis ve
    'bu hareketi çalis 'demis.


    Çocuk bir hafta ayni hareketi çalismis..

    Sonra hocasinin yanina gitmis.

    Bu hareketi ögrendim

    baska hareket göstermeyecek misiniz?'
    diye sormus.


    Hocanin cevabi: -Çalismaya devam et olmus...
    2 ay,3 ay,6 ay derken

    çocuk okuldaki bir yilini doldurmus..

    Çocuk bu bir yil boyunca hep

    o ayni hareketi tekrarlamis.


    Hocanin yanina tekrar gitmis:
    Hocam bir yildir ayni hareketi yapiyorum

    bana baska hareket göstermeyecek misiniz?
     - Sen ayni hareketi çalis oglum .

     

    Zamani gelince yeni harekete geçeriz..
    2 yil ,3 yil, 5 yil derken çocuk

    judodaki 10. yilini doldurmus.
    Bir gün hocasi yanina gelip. ..

     

    'Hazir ol ! '  demis..
    'Seni büyük turnuvaya yazdirdim.

    Yaruın maça çikacaksin!'. .
    Delikanli şok olmuş..

    Hem sol kolu yok hem de

    judo da bildigi tek hareket var.


    Ünlü judocularin katildigi

    turnuvada hiçbir sansinin olmayacagini düsünmüs;

    ama hocasina saygisindan ses çikarmamis.
    Turnuvanin ilk günü delikanli ilk müsabakasina çikmis.

     

    Rakibine bildigi tek hareketi yapmis ve kazanmis.

    Derken.. ikinci ,üçüncü maç....

    çeyrek, yari final ve final...
    Finalde delikanlinin karsisina

    ülkenin son on yilin

    yenilmeyen sampiyonu çikmis. ....


    Tam bir üstat delikanli dayanamayip

    hocasini yanina kosmus..

    'Hocam hasbel kader buraya kadar geldik

    ama rakibime bir bakin hele..
    Bende ise bir kol eksik ve

    bildigim tek bir hareket var..

     

    bu kadar bana yeter..

    bari çikip ta rezil olmayayim

    izin verin turnuvadan çekileyim..'


    -Olmaz demis hocasi.

    Kendine güven,çik dövüs.

    Yenilirsen de namusunla yenil.
    Çaresiz çikmis müsabakaya.

     

    Maç baslamis. Delikanli yine bildigi o tek
    > >hareketi yapmis ve tak.!

    Yenmis rakibini sampiyon olmus.

    Kupayi  aldiktan sonra hocasinin yanina kosmus:
    -Hocam nasil oldu bu is..?

     

    Benim bir kolum yok ve bildigim tek bir hareket var.
    Nasil oldu da ben kazandim.?
    -Bak oglum 10 yildir o hareketi çalisiyordun.

    O kadar çok çalistin ki,


    artik yeryüzünde o hareketi senden

    daha iyi yapan hiç kimse yok.
    Bu bir, ikincisi de o hareketin

    tek bir karsi hareketi vardir.

     

    Onun için de rakibinin

    senin sol kolundan tutmasi gerekir.!

    Bunu anlatan dostumuz bir de sunu ekledi:

    'Insanlarin eksiklikleri bazen ,

    ayni zamanda en güçlü taraflari olabilir:
    Ama yeter ki bu eksiklik kafalarinda olmasin..!! '


    Can Yücel -Herşey Sende Gizli!

     
     
     

    Yerin seni çektiği kadar ağırsın
    Kanatların çırpındığı kadar hafif..
    Kalbinin attığı kadar canlısın
    Gözlerinin uzağı gördüğü kadar genç...
    Sevdiklerin kadar iyisin
    Nefret ettiklerin kadar kötü..
    Ne renk olursa olsun kaşın gözün
    Karşındakinin gördüğüdür rengin..
    Yaşadıklarını kar sayma:
    Yaşadığın kadar yakınsın sonuna;

    Ne kadar yaşarsan yaşa,
    Sevdiğin kadardır ömrün..
    Gülebildiğin kadar mutlusun
    Üzülme bil ki ağladığın kadar güleceksin
    Sakın bitti sanma her şeyi,

    Sevdiğin kadar sevileceksin.
    Güneşin doğuşundadır doğanın sana verdiği değer
    Ve karşındakine değer verdiğin kadar insansın
    Bir gün yalan söyleyeceksen eğer
    Bırak karşındaki sana güvendiği kadar inansın.
    Ay ışığındadır sevgiliye duyulan hasret
    Ve sevgiline hasret kaldığın kadar ona yakınsın
    Unutma yagmurun yağdığı kadar ıslaksın
    Güneşin seni ısıttığı kadar sıcak.
    Kendini yalnız hissetiğin kadar yalnızsın
    Ve güçlü hissettiğin kadar güçlü.
    Kendini güzel hissettiğin kadar güzelsin..

    İşte budur hayat!
    İşte budur yaşamak bunu hatırladığın kadar yaşarsın
    Bunu unuttuğunda aldığın her nefes kadar üşürsün
    Ve karşındakini unuttuğun kadar çabuk unutulursun
    Çiçek sulandığı kadar güzeldir
    Kuşlar ötebildiği kadar sevimli
    Bebek ağladığı kadar bebektir
    Ve herşeyi öğrendiğin kadar bilirsin bunu da öğren,
    Sevdiğin kadar sevilirsin...
     
     
                                                                                                    Sevgilerimle CeeMCeeM ...         
                                                                                                  http://cid-eeb96ffca2adc7ef.spaces.live.com

    Yapım Aşamasında!!

    Yapım Aşamasında!!